|
|
 |
 |
|
| |
ZiP iSTANBUL
(Şubat 2001)

Teknolojik gözyaşları
Senem Akhan
Grafiler'in çizeri Fatoş'un bir arkadaşı, "Yuvarlaktan ne
yapılabilir diye kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Meğer Grafiler
yapılırmış" demiş.
Fatoş, doksanlı yılların başından beri çizimlerini bilgisayar
ortamında icra eden bir karikatürist. Alternatif çizim ve resim
sanatının ülkemizdeki üretken temsilcilerinden biri. Çalışmaları
on yıla yakın bir süredir ilgiyle, sessiz ve derinden izleniyor.
1971 Berlin doğumlu çizerimiz Ankara'da serpildikten sonra,
lise yıllarında İstanbul'la, yani hayatın ta kendisiyle tanışıyor.
Boğaz'ın sırtlarında deniz kültürüyle beslenince, bu şehri,
sığınağı belliyor. Kapalıçarşı'da takı tasarımı ve pazarlaması
işiyle uğraşırken güzergâhındaki Mimar Sinan Üniversitesi aklına
takılıyor; Seramik Bölümü'nü bitiriyor. Kendi içinde pek çok
şehri barındırdığı için İstanbul'a âşık. "Gözüm dışarıda"
derken, dönüp dolaşıp bu kente saplanacağını da ekliyor.
Şehirde yaşayanlar, Grafiler'in üretimine katkı sağlıyor. Gözlem
gücüne sonsuz bir kaynak bu şehir. Özellikle de metro ulaşımı.
Hayatın ve kendisinin hızına çok yakıştığını düşünüyor. Belki
de bu fikir, onun esprilerinin sanal ortamın hızıyla bir çırpıda
şekillenmesine paralel bir anlayış. Sanatın elektronik ortamda
da sunulabileceğinin en güzel ve eğlenceli kanıtı, onun Grafiler
adını verdiği minicik bebekleri. Hayatın ön ve arka karesi
olmaksızın 'o' anını yakaladığı esprilerinde duyarlılık, gerçekçilik
ve ironi hat safhada.
Grafiler, sergileriyle Beyoğlu sokaklarında gözler önüne
serilirken, anaç yaratıcıları Fatoş'la bu tombik canlıları ("Artık
canlandılar" diyor, çünkü), serginin mekânı LeMan Kafe'de
konuştuk.
Üniversiteside okurken resim öğretmeninin söylediği "Sadece
bir tek şeyi iyi yapabilirsin" sözünü düstur edinmiş, ama
hâlâ tam anlamıyla uyguladığını söyleyemiyor: "Ben küçükken
her şeyi yapacaktım. Hâlâ da öyleyim. Ama sonra hepsi bir heves
olarak kalıyor. Televizyona metin yazarlığı yaptığım dönem maddi
kaygılar yüzündendi. Çünkü karikatür insana yaşayacağı parayı
kazandırmıyor. 1993'ten beri Grafiler'i çiziyorum. Hayatımda
hep Grafiler vardı. Başka işler yaparken de çocuklarıma çok
eğilemediğimi düşündüm. Bir anne gibi."
'Bilgisayarda çizim' konusunun yabancısı olan yalnızca ben
değilim. İşin teknik yanını soruyorum: "Grafiler'in ilk eskizlerini
kâğıt üstünde oluşturmuştum ama hemen bilgisayar ortamına geçirdim.
Bu ortam bana hız kazandırdı. Yaratıcılığımın sınırsız olduğunu
keşfettim. Mouse kullanmıyorum. Kablosuz, dijital bir kalemle
tablet üzerine grafik çiziyorum ve ekranda görüyorum. Blok renklendirmesi
de bilgisayarda tamamlanıyor. Tonlama yok. Normal bir karikatür
yapmadığımdan Grafiler'de kontür de yok. Direk renkle başlıyorum.
Gerekli gördüğüm yerlere siyah atıyorum. Zaten gözler siyah.
Burunları, kulakları yok. Ağızları ve gözleri bir şeyler anlatıyor.
İnsanlarda da böyledir ya, insanın kulağına bakmazsınız bir
şeyi anlamak için... Grafiler başlangıçta çok tepki alıyordu.
'Bunun orijinali nerede? Bilgisayarda sanat olur mu?' gibi...
Olur ya, yapıyorum işte! Önemli olan sanatın nerede ve nasıl
olduğu değil, insanlarla paylaşılması."
Bu konuşma devam ederken Grafiler'in kartpostala basımları
Fatoş'a getirildi: "Aaa kartlarım geldi. Çok güzeller! Yamuk
basmışlar..." Karttaki karelerden birinde akvaryumda tek
başına bir balık, çıkınını omzuna vurmuş, 'Gidiyom ben!'
diyor.
Balığın gidişindeki tek yolun ölüm olması bana çok hazin geldi:
"Hepimiz öleceğiz. Bunun mizahını yapabilmeli. Çizgide bir
sonraki kare belki ölümü olacak. Ama bana komik geliyor. Yaşadığımız
her şey; karşılaşmalarımız, ilişkilerimiz... Ben çizgimde bunu
anlatmaya çalışıyorum."
Karikatürleriyle duygusal ilişkisini kaydedilmeye değer
biçimde tasvir ediyor: "Hazırladığım takvimin kapağına şöyle
yazdım. 'Grafiler, kara gözlerimle baktığım benim renkli dünyam
demek. Hayatımdaki diğer her şey olup bittiğinde hep onlarla
başbaşa kalıyorum!' Dışarıda çok kötü şeyler de başıma gelebiliyor.
Böyle durumlarla karşılaştığımda, ben niye üzülüyorum ki; ben
Grafiler'i çiziyorum diyorum. Bu çok hoş. Çocukluğumdan beri
resim yapsanıza, derim herkese. Bir sürü olayın tahlili resim
yaparken oluşuyor." Grafiler'i seyrederken duyduğum ilk hisler
heyecan ve panikle karışık telaş. Çok saf olduklarından mı acaba?
"Grafiler çokça benim galiba. Değiştiremediğim bir çocuk yanım
var. Birisi, 'Fatoş kendini çiziyor, kocaman gözleriyle', demişti.
Bir çocukluk fotoğrafım geçmişti elime; uykudan kalkmış, şiş
gözlerle. İlk o resme bakarak Grafiler'i çıkardım. O resimdeki
figür, şimdi omzumda dövme olarak duruyor."
Fatoş'a yarının getirdiği bir dolu şey var. Hepsinin Grafiler'in
ekseninde gelişeceği aşikâr. Sergilerin toplu halde sunulacağı
bir albüm, pop art motiflerinin farklı endüstriyel tasarımlara
aktarılması, televizyona animasyon biçiminde yansıması gibi...
Bilgisayar ekranının zaman zaman kendisinde çok teknolojik olma
duygusu yaratıp yaratmadığını sorduğumda, sarsıcı ve net bir
son cevap alıyorum: "Teknolojiyi kullanarak da ağlayabiliyorum." |
|
|
 |